Olması gerekende anlaşırsak, olup bitenleri daha rahat konuşuruz.

05/08/2013

A. Haluk Ünal

Silivri’ye ceza yağınca doğal olarak bir kesimin kimyası bozuldu, öfkesi tavan yaptı.

Arkadaşlarımın bir kesiminin de yüreklerinin Silivri de attığının farkındayım.

Onları tahmin etmeye, anlamaya çalışıyorum.

Aynı değil ama benzer olayların bana hissettirdiklerinden hareket etmek empatinin tek yolu sanırım.

Siyaseten canımı yakan, öfkeme tavan yaptıran olayları düşünmem, hatırlamam gerekiyor.

Hepsi bu yazıya sığmaz. Hızla akla gelebilecek, yani hiç unutamamış olduklarımla yetineceğim.

Bir kısmınızın yaşı yetmeyeceği için 12 Eylül öncesini ve sonrasını geçiyorum.

1990 lardan başlayabilirim.

Gözlerimin önünden fotoğraflar geçiyor.

Kemerlerine öldürdükleri insanların kulaklarını dizmiş, rayban gözlüklerin ardından zafer kazanmış insan edasıyla bakan özel harekatçılar.

Akrebin arkasında sürüklenen isyancılar.

Faili meçhul cinayetler zinciri.  

Bir gece ansızın basılıp, yakılan 4 bin köy, kimliğini talep etmekten başka suçu olmayan, ocağı söndürülüp, aç açık zorunlu sürgüne yolanan milyonlarca insan.

Tanımasam da yazılarından hayran olduğum bilge, alçakça katledilen Ape Musa.

13 kurşun yediği halde mucize eseri sağ kalan İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal.

Bombalanarak, gece yarısı operasyonlarıyla susturulan gazeteler.

Newrozlarda asker kurşunlarıyla ölen yüzlerce sivil.

Diyarbakır zındanlarında, akıl almaz, hayşal bile edemeyeceğiniz, zulümlere maruz kalmış olan muhalifler.

Üç gün üç gece tepedeki askeri karargahtan yapılan yaylım ateşi altında, bahçelerindeki sığınaklarda yaşayan kasabalar.

Bok yedirilen köylüler.

Kirli savaşı, akan kanı durdurmak için, isteksizce de olsa raporlar hazırlattı diye kurşunlanan Başbakanlar, TÜSİAD başkanları.

Hırant Dink, Rahip Santoro…

Malatya Zirve Yayınevi maktülleri.

Roboski’de katledilen çoğu çocuk, köylüler…

İddianamelerindeki kadar hapis yatmış, hala salıverilmeyen KCK tutukluları.

Listeler uzayıp gider.

Henüz onda biri değil yazdıklarım. 

Yeni bir katliam ne zaman başlayacak, yürekleri ağızlarında yaşayan Alevilere gelmedim.

Rumlar hiç konuşulmadı,

Hırant bir semboldür. Bu gün bile korku içinde uyuyan Ermeni yurttaşlarımızın defterini de açmadım.

Süryanilere Ezidilere yaklaşmadım bile.

Önünde sonunda biliyorum ki, ateş düştüğü yeri yakar.

Listelediklerimin tamamı en ağır insanlık suçları.

Bu gün değilse yarın, bir gün mutlaka, bu suçların sahipleri, bu ülkenin utanılan insanları listesine eklenecekler.

Ne yazık ki, anne babalarını seçme lüksü olmayan bu zalimlerin çocukları soyadlarını gizleyecek, anne babalarından söz etmekten imtina edecekler.

Zalimler ebediyen hapis bile yatsalar,  hiç birşey yitirdiklerimizi geri getirmeyecek.

Yitirdiğimiz değerlerin bu ülkeye, çevrelerine, sevdiklerine verebileceklerinden mahrum kalmaya devam edeceğiz.

Sizlere bütün bunlar olup biterken ne yaptığınızı sormayacağım.

Bu davada, herkes gibi siz de kendi vicdanınızla başbaşasınız.

Bu gün Silivri’de yatanlardan kimlerin bu suçlarda rolü var, bunu da sormayacağım.

Merak eden her bir hükümlünün bütün bunlar olup biterken ne yaptığını, hangi rollerde olduğunu araştırabilir.

Ama bundan sonra nasıl bir Türkiye istediğinizi; nasıl bir anayasa, nasıl bir cumhuriyet istediğinizi merak edeceğim?

Ne oldu, sorusunun yanıtlarında anlaşamasak bile, ne olması gerekir sorusuna verdiğiniz yanıtları öğrenmeyi bekleyeceğim.

Nasıl bir anayasa, nasıl bir Türkiye konusunda, yani olması gerekende anlaşırsak; geçmişte ne olduğu konusunu da daha sakin konuşabilir, birbirimizi daha çok anlayabiliriz.