Vesayet biterken iktidar tükeniyor!

31/07/2013

Özcan YAZICI

29 Temmuz 2013

AK Parti toplumsal değişime öncülük ederken kendi ihtiyaçlarıyla yetindiği noktada eski rejimin vesayet kurumlarıyla yeni vesayet alanı inşa ederek varlığını koruyamaz. Bunun hesabını yapmalılar 

Tarihin ve gündelik yaşamımızın, hain ve kahramanlarla “anlam” bulduğu güzel ülkemde yine her şeyin bolca hain ve kahramanlarla terennüm ettiği sıcak günler yaşıyoruz.

Tweet’i yazan genç tiyatro sanatçısı elbette haklı: “Mesele sadece Gezi değil hâlâ anlamadın mı?

Kendisini var etmek isteyen AK Parti, askerî vesayet rejimine son vererek, aslında kendisini var eden koşulların ve kendi varlığının sona ermesine de imkân tanıyacak süreci de başlattı! Elbette bu kendisinin istediği ve hayal ettiği bir şey değildi; ama askerî vesayet rejimini sona erdirme hayali, hayal etmediği bir şeyi, iktidarını kaybetme olasılığını bir anda Türkiye tarihi ve toplumunun önüne getirip bıraktı!

AK Parti kendi varlığı için alan açtıkça, kendi varlığını sınırlayacak ve belki de sona erdirecek sürecin de ateşleyicisi oldu! “Provokatörler, dış mihraklar, faiz lobisi” ve daha nice lakırdı boşuna, söylenip durması ne gam!

Türkiye’de askerî vesayet, askerî vesayetin tahkim edildiği bir başka 12 Eylül günü, 2010’da sona erdi. Kendi mağduriyetini sona erdirmek için mücadele eden AK Parti, toplumun diğer kesimlerinin mağduriyetini ortadan kaldırmak için bir mücadele perspektifi ve alanı inşa etmekten ısrarla imtina edince ve netekim “vesayet” ortadan kalkınca, Kürtler, Aleviler, LGBT bireyler, yoksullar ve hatta gerçek dindarları bir anda karşısında bulacağı süreci de inşa etmiş oldu.

Askerin “sistem” üzerindeki teorik ve pratik güç ve denetiminin sona ermesi, askerî vesayetin “koruyup kolladığı” toplumsal sınıfları da hem dayanaklarından mahrum etti, hem de bundan daha önemlisi, askerî güç dışında yeni bir güç ve dayanak arayışına yönlendirdi.

31 mayısta “Gezi Parkı gençliğinin” gövdelerine sarılıp direndikleri ağaçlar, ne ilginçtir ki toplumsal kesimleri kendilerinin dahi tahayyül etmeyecekleri bir biçimde aynı alanda ve mücadele içerisinde buluşturdu. Bu da, “birbirlerini tanıma ve anlamaya fırsat tanıyarak” eğer bir gün ulaşacaksak, Türkiye’de gerçek demokrasi, özgürlük ve çoğulculuğun kuruluşunun miladı oldu.

Tarih bunu yazacak; kim nasıl bir analize girişirse girişsin, herkes hakkını teslim etmeli; AK Parti kendi ihtiyaç muhtevasında dahi olsa, askerî vesayeti sona erdirerek, Türkiye toplumunun eksikliğini yaşadığı kadim bir sorunun çözümüne de aracılık etti: “Bireyin kendi öz gücünü keşfetmesi, toplumsal mücadele ve direnişe imkân tanıması ve bunu siyaset zemininde reddedilemez bir meşruiyet alanına taşıması…

Bu, Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye dönüşmesi için ulaşılması gereken zaruri bir aşamaydı ve AK Parti, tahayyülü dışında kendi iktidarını sona erdirme imkânıyla birlikte bunu sağladı.

Bu ne provokasyon, ne de dış mihrak işi; bizzat iç mihrak işi! Hiçbir dış mihrak, içeride meşruiyeti oluşmamış ve enerjisi birikmemiş bir toplumu hareke geçiremez!

Evet, askerî vesayet çöktü ama net biçimde gördük ki, “Gezi Parkı” ile birlikte askerî vesayetin inşa ettiği tüm kavram ve mücadele alanları da çöktü. Travma konusunda AK Parti yalnız kalmadı! Onyıllar boyunca askerî vesayetin kurduğu düzene göre yapılanan ve buna mukabil kadro ihdas eden başta CHP ve MHP gibi partiler de, Gezi Parkı’ndan yükselen “söylem ve eylemin” kendi tasavvurlarıyla örtüşük olmadığını görerek, yalnızca iktidara ve Erdoğan’a muhalefet edilmesi kısmıyla ilgilenebildiler!

Bu da mevcut yapıları dikkate alınırsa şaşırtıcı değil! Askerî vesayetin genetik kodlarını ve sınırlarını çizdiği siyasi tasavvur, siyasal organizasyon ve kadro yapısıyla, Gezi Parkı’nda toplumsal kesimlerin talep ve arzularıyla örtüşen bir siyasal refleks üretmeleri mümkün değildi ve bundan sonra da değil!

Kabul etmeliyiz ki, gelinen durumda artık yepyeni bir imkânla karşı karşıyayız! Erdoğan’ın tüm otoriter tavır ve eğilimlerine ve salt iktidarını koruyabilmek adına daha da otoriterleşme olasılığına rağmen bunun için AK Parti’ye teşekkür etmeliyiz! Çünkü yurttaşlar olarak, sivil direniş ve toplumsal mücadeleyle kendisini aşmak ve iktidar değişikliğini demokratik mücadeleyle gerçekleştirmek için bizlere muhteşem bir imkân tanıdı!

Bu yeni siyasi kültürün olgunlaşması ve yerleşik bir demokrasi kültürüne dönüşmesi için önümüzde sancılı bir süreç olsa da, kanımca geri dönülmez bir yola girmiş durumdayız! Bunu ne eski rejim özlemleri engelleyebilir, ne de AK Parti’nin eski rejimin kurumlarının içine sığınarak ayakta kalma çabası!

Toplumsal kesimlerin tahayyül sınırlarını çizdiği yeni meşruiyet alanının bundan sonraki tek eksiği ve gündemi, askerî vesayet rejimini sona erdiren ve onunla mücadele etmek için oluşturduğu ideolojik ve siyasi mücadele alan ve kavramlarını aşamayan AK Parti’yi yerinden edecek yeni siyasi organizasyonun ne olacağıdır.

Artık herkes askerî vesayetin sona erdiği ve bu sona ermeye bağlı olarak eski kavram ve söylemlerle ilerleyemeyeceği ve toplumun bugün özlemini duyduğu siyasi çözümleri inşa edemeyeceği gerçekliği üzerine hesabını yapmalı!

Elbette hepsinden önce AK Parti bu hesabı yapmalı. Toplumsal değişime öncülük ederken kendi ihtiyaçlarıyla yetindiği noktada eski rejimin vesayet kurumlarıyla yeni vesayet alanı inşa ederek varlığını koruyamaz. Toplumsal kesimlerle meşruiyet bağı zayıflarken, iktidar etrafında kümelenen menfaat çevrelerinin ateşli enerjisi ve direnişi, ancak toplumsal değişim sürecini uzatmaya yeter! Tıpkı kendisinden öncekilerde olduğu gibi!

Bilinmeli ki, bundan sonrası için önemli olan toplumsal meşruiyet alanını temsil edecek yeni siyasal organizasyonun ve partinin hâlâ ortaya çıkmamış olması değil, ama bu meşruiyet rüzgârıyla eninde sonunda bu seçeneğin ortaya çıkacağıdır!
ozcanyazici@gmail.com

Taraf