Ömer Tuğrul İnançerleriyle birlikte nasıl yaşanır?

26/07/2013

A. Haluk Ünal

 

Geçtiğimiz bir yıl içinde gerek Hükümet cephesinden gerek tek tek kanaat önderi statüsündeki dindar müslümanlardan biz seküler kesimin tüylerini kaldıracak, öfkesini hoplatacak sayısız müdahale ile karşılaştık. Ve bu müdahaleler artarak devam ediyor.

Özellikle kadınların bedenleri üzerinde kendilerinden başka bir gücün, bir kişinin hak sahibi olabileceğini kabul edenler kendileri gibi düşünmeyen, yaşamayan, inanmayanların hayatlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.

Ancak bunun karşısında bir başka tehlike daha beliriyor.

Seküler ve laik kesim içinde büyüyen öfke, bu görüşleri savunanların ait olduğu sünni islam çizgisine karşı genelleşme eğilimi taşımaya başlıyor.

Beni asıl korkutan, öncelikli olarak 28 Şubatçıların sürdüğü tarlalarda yetişmiş laiklerin öfkesi değil.

Her tür darbeciliğe, askeri vesayete, 28 Şubatçılara karşı net ikirciksiz tutum takınmış olan kesimlerin, demokratların da sigortalarının attığını görüyor olmam.

Dahası kendimi bile bazen siyasi öfkenin kolaycı sularında yüzerken yakalamam.

Seküler bir yurttaş ve özgürlükçü demokrat olduğunu iddia eden biri olarak İnançerlerinin böyle konuşup böyle davranmasının fikri kaynaklarını tartışmak önceliğim değil.

Tartışma önceliğim Türkiye gibi üç dinin, 72 milletin birarada yaşadığı ülkelerde uzlaşması, birbirini iknha etmesi mümkün olmayan görüşlerin bile nasıl birarada ve barış içinde yaşayabileceği.

Neyse ki Mazlum Der, Anti Kapitalist Müslümanlar ve Aleviler var da İslamın çok farklı yorumları olduğunu görüyorum, korkum tedirginliğim azalıyor.

Ama, velev ki bütün dindarlar, ÖT İnançerleri gibi olsa, ne yapacağız?

İslamı biz sekülerler mi tartışmaya başlayacağız?

İnançerlerinin bu otoriter, totaliter, eril zihniyetlerinin kaynağının nerde olduğunun ispatına mı girişeceğiz.

Böylece milyonlarca inançeri bize ikna olup, haklıymışsınız mı diyecek?

Ya da her inanç, her düşünce kendi gettolarını mı kuracak?

Kimin hangi coğrafyada yaşayabileceğini belirlemek için sokaklarda savaşacak mıyız?

Böyle durumlarda birbirinin inancını tartışmaya başlamanın sonuçları için aslında son derece zengin bir gözlem alanında yaşıyoruz.

Güneyimize ve Doğumuza bakın. Günde elli kişinin intihar bombacıları tarafından öldürüldüğü coğrafyaya bakın. Zihniyet, din, ideoloji farklarının yarattığı yangınlara lütfen dikkatle bakın.

Bu yangınların arkasındaki “dış güçler, emperyalizm vb.” bir tarafa bırakın, yüzbinlerce insan, müthiş bir öfke ve düşmanlığın tarafı haline gelmese benzini kim dökecek, kibriti kim çakacak?

Bu ülkede bu açıdan bir eksiğimiz var mı? Olmadığını biliyoruz. Çorum, Maraş, Sivas katlıamlarına katılan kitleler, 28 Şubatı destekleyen siviller içinde, şeriatçı diye, insanları meydanlarda sallandırsalar kılı depremeyecek olanlar az mı?

Ben de hepiniz gibi bu ülkeyi çok seviyorum. Ömrümün kalan kısmını burda, arzu ettiğim tarzda yaşamaya çok kararlıyım.

Bunun için amacımıza uygun tek bir yol olduğunu aslında hepimiz biliyoruz.

Farklı olanların birarada özgürce, birbirini kaygılandırmadan, tedirgin etmeden, korkutmadan yaşamasının kuralları için mücadele vermek.

Yani özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu, ademi merkeziyetçi, anti militarist, doğa dostu bir sözleşmeye karşılıklı imza atmadan ve sadakat göstermeden, bu mücadeleden kimsenin galip çıkamayacağını göstermek

Uluorta kadınların bedenleri üzerinde kanaat belirtmelerinin, uluorta onların inançlarını tartışmakla farklı olmadığını inançerlerine iyice anlatmak.