Gezi ve Sonrası

19/07/2013

A. Haluk Ünal

Romantizm manik depresif bir ruh halidir. Yüksek tutkuyla beslenir. Aşkta şahane, siyasette yıkıcı sonuçlar yaratır.

Gezi Direnişi de bütün benzerleri gibi kendi romantizmini yarattı. Manik başladı. Kahkaha dolu bir şenlik, tutkulu bir isyan, alaycı eleştiri duvarlarımızdan, twitlerimizden taştı.

Yalnızca yeryüzüne fışkırdığı, vücud bulduğu Gezi Parkı ile, üç beş ağaçla sınırlı kalmadı. Tüm yerküre muhaliflerinin toprağını suladı. Çoğaldı, çoğalttı.

Sonra geldiği gibi ait olduğu sosyo kültürel dip akıntılarına karışıp kayboldu.

Kalıcı ve gerçek sonuçları zamanla vücud bulacak. Hepimiz görecek ve algılayacağız.

Fiilen, spontan biçimde başlayan direnişin sokak hali bitti.

Sokak halinden park forumlarına yayılıp, mahalle forumları halini aldı.

Devlet de boş durmadı, çok iyi bildiği yol ve yöntemlerle sürece şiddeti ve kanı sokmayı başardı. Bıçkın neşemizin, şenlikli isyanın yerini derin bir keder, acı ve gözyaşı kapladı.

Bir süreden beri, hepimizin fb duvarları cenaze evi gibi. Twitler, şenlik, şaka, kahkaha yerine cenaze ve hastahane haberleri taşıyor.

Gezi direnişinin spontan bir biçimde başladığı, kitlesel profilinin %90’ının bağımsız bireylerden oluştuğu, bunun büyük çoğunluğunu gençlerin ve kadınların oluşturduğu artık herkesin bildiği gerçekler.

Hareketin hakikatini güçlü bir biçimde yansıtan, genel kabul gören ve AKP kitlesinde de derin bir etki yaratan ortak itiraz noktamız, “demokrasi yalnız sandık değildir. İki seçim arasında aldığın kararları da bize danışmadan, bize rağmen alamazsın. Örneğin Taksim Yayalaştırma projesi gibi bir kararı ancak bizimle birlikte, bizim onayımızla biçimlendirebilirsin.” diye özetlenebilir.

Peki burdaki “biz” kimiz? İktidara oy verenlerin dışında kalanlar mı? Hayır! O an iktidarda olanların dışındaki herkes. Yani sana oy vermiş olmamız bile, dört yıl bize danışmadan iş yapmanın garantisi olamaz. O çağlar geride kaldı.

Mesaj böyle alındığı içindir ki, İstanbul Belediye Başkanı, “Bundan sonra otobüs duraklarını bile halka sormadan değiştirmeyeceğiz” mealinde bir açıklama yapmak zorunda kaldı.

Topçu Kışlası projesinin artık yapılamaz bir noktaya gelmesi, hükümetin yarım ağızla da olsa özür dileme eğilimi göstermesi, geri adım atması, hükümete oy verenlerin yukarıdaki gibi tercüme edilen yaklaşımımıza kredi açması, bence dar anlamıyla siyasal kazanımın zirvesiydi. Hala da öyle.

Geniş anlamda da Gezi Parkı pratiğinin yarattığı zihniyet devrimleri ve gezi demokrasisi diyebileceğimiz dayanışma ve ortak yaşama biçiminin ortaya çıkardığı resimdir.

Gezi direnişi öylesine dişiydi ki, polis marifetiyle şiddetle sürüldüğünde, onlarca parkta forumlara dönüştü.

Ancak kitlenin büyük çoğunluğunun deneysizliği, bir azınlığın da “ muhafazakar sol” zihniyette oluşu, forumların, iletişim teknolojilerinin sunduğu olağanüstü yerel demokrasi imkanlarına rağmen, mahalle meclislerine doğru genişlemesini engelledi. Forumların büyük çoğunluğu parklara hapsoldu, işlevini serbest kürsü etkileşimi ile sınırladı.

Böyle giderse forumların büyük çoğunluğu “burdan bir iş çıkmaz” duygusunu büyüterek sönümlenecek. En sabırlı olanlar yağmurlarla birlikte evlerine dönecekler.

Bu süreçten bir parti çıkartmak, belediye başkanı adayı çıkartmak vb. büyük hedeflerin peşinde değilim. Olsa mutlu olurum. Ama olsun diyerek olmayacağını da bilirim. Ama hala elde tutulabilecek, forumlarda kazanılabilecek ek bazı şeyler olduğuna inanıyorum.

Bence gündeme almamız gereken ilk acil hedef, Gezi pratiğinden nasıl bir demokrasi önerisidir, başlıklı forumlar arası ortak bir metin üretmek olmalı. Ben bu metne TAKSİM SÖZLEŞMESİ adını öneriyorum.

En başta devletinki olmak üzre, her türden eril şiddetin, ayrımcı ve ırkçı söylemin dışlandığı, çoğulcu, özgürlükçü; azınlık çoğunluk arasındaki ilişkiyi uzlaşma yöntemiyle çözen; hiç bir partinin yandaşını düşman olarak görmeyen; ortak hayatımızı ilgilendiren tüm kararların geniş katılımlı tartışmalardan süzülüp alınmasını temel alan; bir sözleşme olmalı bu.

Böylece 72 benzemezin ortak itiraz kalkışmasından, hepimizin fiilen yarattığı gezi parkı demokrasisinin tanımına ulaşmış, tanımlı bir “taraf” haline gelmiş oluruz.

İkinci acil hedef, park forumlarını iletişim teknolojilerinin sınırsız imkanlarından yararlanarak, yatay, mahalle iletişim ağlarına(network), dijital meclislere doğru genişletmek olmalı.

Üçüncü önemli hedefimiz mahalle meclislerinin küçük ama anlamlı ortak hedefler belirleyip yapabilirliklerini test etmeye başlamaları olmalı. Kendi semtimden örnek verirsem, Cihangir parkının çok daha yaşayan, güzel bir buluşma alanı haline getirilmesi Cihangir facebook sayfasındaki 2600 kişiyle gerçekleştireceğimiz ilk ortak çalışmalardan birisi olabilir. Küçük, güzel ve anlamlı bir ortak çalışma. Birini başarırsak, ikinci yerel hedef için de özgüvenimiz artar.

Ve nihayet “Taksim Sözleşmesi”ni İstanbul Belediye Başkan adaylarından nasıl bir yönetim ne tür bir vizyon bekliyoruz metniyle taçlandırmalıyız. Böyle bir metni  semtlerde imzaya açmalı, anlamlı sayılara ulaştıkça da ilan etmeliyiz.