Taksim Dayanışması, Gezi Direnişi ve Siyaset

08/07/2013

page_taksim-dayanismasi-temel-hak-ve-ozgurlukler-oylama-konusu-olamaz_237060513

A. Haluk Ünal

Taksim Dayanışması kendi resmi sayfasındaki bilgiye göre (http://taksimdayanisma.org/bilesenler) 118 bileşenden oluşan bir inisiyatif. Uzun zamandır, fiilen ‘Gezi Direnişi’nin resmi sözcüsü konumunda.

Uzun zamandır hareketin temkinli, tedbirli sözcülüğünü üstlenirken, giderek eylem günlerini, yerlerini, içeriklerini belirlemeye başlayarak, belli ölçülerde yönetimini de üstlenmeye başlamış görünüyor.

Gayet doğru bir seçimle, harekete damgasını vuran, sivil itaatsizlik ve pasifizm karakterine çok uyumlu beyaz da bir bayrağı var.

Listeye baktığımızda kahir ekseriyeti, Türkiye’de yasal faliyet gösteren sol siyasal çizgileri temsil ediyor.

Bu özelliğiyle aslında bir ilk.

Türkiye siyasal muhalefet tarihinde böylesine geniş kapsamlı sol bir muhalefet bloğu hiç varolmadı.

Hem de bütün bayrak ve flamaların toplanıp, tek bir bayrak altında, üç ay önce hayali bile mümkün olmayan bir durum.

Buraya kadar son derece şaşırtıcı ve memnuniyet verici bir durum olduğunu söyleyebiliriz.

Hatta peşin peşin, şu ana kadar son derece dikkatli, dengeli, harekete ruhunu veren gençlere saygılı bir sözcülük pratiği ve akıl sergilediklerini de teslim etmek gerek.

Yanıtını bulamadığım, gözlem ve kanaatlerim – ki hatalı olabilirler- itib.ariyle bir eleştiri konusu olduğunu düşündüğüm ilk husus, Gezi hareketini yaratan gençlerin ve kadınların sözcülük konumu içindeki yeri?

Sanıyorum herkes, Gezi Parkındaki yaşamın bir komün pratiği olduğu konusunda hemfikirdir.

Gezi komününde 20 gün içinde, Türkiye muhalefet tarihi, sol siyasi tarihi ve genel siyasi tarihi açısından birden çok zihniyet devrimi yaşandığını sağırsultan bile duydu. Bu yazıda tekrar etmeye gerek yok.

Ama bu türden hareketlerin en tipik ve en temel mekanizması gezide ortaya çıkmadı? Gezi Parkında yaşayan gençler itfaiye teşkilatına kadar organize ederken, kendi sözcülük kurumlarını ve karar mekanizmalarını varedemediler?

alkış

Her gün sistematik forumlar yapılıp günlük kararlar doğrudan demokrasi ile alınamadı?

Kendisi yakın arkadaşım da olan, dürüstlüğünü herkesin iyi bildiği bir sendika başkanına sorduğumda, “ilk günlerde bunu düşündük, hatta denedik, ama hareketin pratik yoğunlukları engel oldu” yanıtını vermişti.

Bu sözün masumiyetinden kuşkum yok. Ancak, bunca ayrıntılı organizasyona refleks gösterenlerin, alandaki kitlenin kendi sözcülük kurumunu, öz yönetimini, en başat konu olarak ele almamasının bir nedeni de bu konudaki reflekslerin ve hassasiyetin zayıflığına bağlayamaz mıyız?

En azından 118 örgütün yönetim kademelerinin 1947,57,67 lilerden oluşmuş solcular olduğunu düşünürsek, hepimiz gibi onların da başucu kitaplarının 1948, 1905,1917,1921 sovyet, konsey ve meclis pratikleri olduğunu tahmin edebiliriz.

Peki, gezinin iç dinamiklerinden bir öz yönetim üretemezken, parelel olarak ‘TD sının 40 tan 118 bileşene çıkması da bu zaafiyetin nedenlerinden mi, sonuçlarından mı’ diye sorarsak, haksızlık mı etmiş oluruz?

Bu durumda, hareketin bileşimi ile ilgili yapılmış olan bütün anketler, alanı dolduranların %90’ının hiç bir örgüte, partiye, STK ya bağlı olmadığını gösterdiğine göre, TD’sı direnişçileri hangi oranda, nasıl ve ne kadar temsil etmiş oluyor?

çukulata

Sorgulanması gereken bir başka nokta da, hareketin talepleri, hedefleri.

Gezi direnişinin spontan bir sosyal patlama olduğu, AK Parti hükümeti, yönetici kadrosu ve onlara kör inanç içinde olanlar dışında herkesin malumu. Doğal olarak hareketin, ortak itirazlar ve tepkiler dışında, hiç bir programı, hedefi yok.

Şu ana kadar en sık ve çok tekrarlananlara bakarsak hareketin, “Tayyip İstifa. Faşizme Karşı Omuz Omuza ” dışında reel politik sloganı, talebi yok.

Oysa Facebook, twitter dolaşımları, binlerce söyleşi, yazıya bakarsak, özgürlük, çoğulculuk, demokrasi en yüksek talepler.

Hareket, çıkış dinamiğini ise çevreci bir direnişten alıyor.

Oysa, kitlesel gösterilere ne çevreci talepler, ne de genel kuşatıcı talepler hakim, alanda yapılan söyleşilerde gençlerden sıkça duyduğumuz, biz kimseyi devirmek filan istemiyoruz, otoriterliğe, pederşahiliğe, yaşam tarzımıza karışılmasına vb. isyan ediyoruz, mealindeki beyanatları düşününce, en tartışmalı hedefler, en demode sloganlar gösterilere hakim olmaya başlamış durumda.

Peki bu durumda Taksim Dayanışmasının 118 benzemez bileşiminin bir etkisi yok mu? Ne ölçüde etkisi var, somut bir iddiada bulunamam ama, Türkiye sol tarihini iyi bilen herkesin, 118 kuruluşun olsa olsa bu iki slogandan başka ortak paydasının olamayacağını da iyi bilir.

Bu uyum ve bu sloganların her biri benim demokrasi ve çoğulculuk anlayışım açısından meşru olsa da, “Gezi Ruhu” ve Y-X kuşaklarının itiraz zenginliğine haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki direniş dokunulmazlığını %90 ı oluşturan bağımsız genç aktivistlerin yarattığı kültürden aldı.

sivil

Buna “gezi ruhu” dedik. Ve bu ruh, sadece sokaklarda değil, AK Parti başta olmak üzere, ülkenin bütün siyasi partilerinin kitlesine, bütün sosyal katmanlara nüfuz etti ve etkiledi. Çünkü, yukarıda andığım sloganlardan farklı olarak, sağırlaştırmıyor, ötekileştirmiyor, önyargı duvarlarına takılmıyor, ezber bozuyorlardı.

Hepimizin öncelikli çabası hareketin bu niteliğine gölge düşürmemek, bu yeteneğini söndürmemek olmalı bence.

Görmeliyiz ki direniş bitti. Yerini semt formularına bırakarak alan boşaldı. Bundan sonra benzer hatalardan uzak durmalı, geleceği her bakımdan semt forumlarının öz yönetimiyle biçimlendirmeyi temel sorun olarak ele almalıyız. Y ve X kuşağının yanlızca sola değil, bütün Türkiye siyasetine altın tepside sunduğu yenilenme ve değişim imkanına gözümüz gibi bakmalıyız.

Ne 68 de ne 78 de ne de daha sonra bir gezi direnişi yoksa, bunu iyi analiz etmek, şapkalarımızı önümüze koyup, iyi düşünmek yapacağımız en samimi davranışlardan birisi olacak.

Ancak bu sayede bundan sonra ne yapmalı, sorusuna sağlıklı hakiki yanıtlar bulabiliriz.